28 Şubat 2013 Perşembe

AYAKTA SU İÇMEYİN!

Günümüz şartları o kadar zorlaşmaya başladı ki artık huzurla su bile içemiyoruz. Susadığımızı bile farketmediğimiz anlar oluyor. Hepimiz toplumumuzun bir kısım gelenek ve göreneklerini hatırlarız. Bunlardan biri de bazı insanların çömelerek ve elini başının üzerine koyarak suyunu yudumladığını görmüşüzdür. Fakat kaçımız bu hareketin sebebini araştırıp öğrenmiştir? Yapanların çoğu sadece ana-babalarından böyle gördükleri için yapıyor. Halbuki bilimsel olarak açıklamak gerekirse ayakta içilen su dosdoğru mideden 12 parmak bağırsağına doğru gider. Eğer su da bakteri - virüs bulunuyorsa tüm bunlar bağırsakta hastalığa yol açabilir. Daha basit açıklamak gerekirse ayaktayken midemizin emniyet sibobu suyu asitleriyle arındırmadan 12 parmak bağırsağına bırakır. Eğer oturarak veya çömelerek içilirse midemiz suyu tutar ve asidiyle mikropları yok ettikten sonra aşağıya doğru serbest bırakır. İşte insan bedeni bu kadar mucizevi yaratılmıştır. Elin başın üzerine konması ise TEPE ÇAKRAMIZIN elimizin enerjisi ile bloke edilip  suyun bilincinin bedenimizde kalarak bize sağlık getirmesini sağlamaktır. 

Bundan böyle çok basit görünen su içmeyi bile bir ritüel haline getirip kendimize bir anlık da olsa bir zaman verelim. Rahat bir yere oturup şu mükemmel nimetin tadını çıkaralım ve tüm bedenimize nasıl bir fayda getirdiğinin bilincinde olalım...

22 Şubat 2013 Cuma

AZ ÖNCEKİ AN!

 

Bu cuma sabahı da az önceki an uykudayken şimdi gözlerimizi canımızdan çok sevdiklerimize ve tüm güzelliklere açtık.
Bir AN gelir sevdiklerimizin yanımızda ve paha biçilmez değerlere sahip olduğumuzu unuturuz, değil mi? Bizim için her yer karanlık gelmeye başlar. Unutmayın ki gecenin en zifiri karanlık olduğu an güneşin doğmadan AZ ÖNCEKİ ANIDIR. Dibe çakıldığınızı zannettiğiniz an sizin tüm gücünüzü toplayabileceğiniz ve kendinizi yukarı itebileceğiniz AZ ÖNCEKİ ANDIR. Fırtınaların doruğa ulaştığı an havanın süt limana dönüşeceği AZ ÖNCEKİ ANDIR. Kısacası yaşamınızdaki en karanlık an sizin yepyeni bir başlangıca adım atacağınız AZ ÖNCEKİ ANDIR.
AZ ÖNCEKİ AN SİZİN TÜM MUCİZELERİ FARKEDECEĞİNİZ ANDIR.
AZ ÖNCEKİ ANI AKLINIZDAN HİÇ AMA HİÇ ÇIKARMAYIN.
Her birinize hayırlı ve mutluluklar dolu bir cuma günü diliyorum.

18 Şubat 2013 Pazartesi

BU BİR İLÜZYON DEĞİL! REALİTENİN İKİ YÜZÜ...

Yaşadığımız realitenin bizim gerçeğimizi oluşturması  olaylara nereden ve nasıl baktığımızla ilgilidir.  Madalyonun iki yüzü farklı olsa da onun madalyon oluşunu değiştirmez. İki değişik görüntüsü onun anlamını farklı kılmaz o madalyondur. Sadace kişinin bakış açısıyla ilgilidir.
Şimdi size basit bir matematiksel çelişki oluşturan bir bilmece vereceğim.
Üç arkadaş 10'ar liralarını birleştirip bir radyo almaya karar verirler. Mağazaya gidip 30 Lira verip radyoyu alırlar. Onlar çıktıktan sonra satıcı radyonun indirime girip 25 Lira olduğunu farkeder. Hemen elemanına 5 adet 1lira verir ve müşteriye vermesini söyler. Eleman 5 lirayı 3 kişiye paylaştıramayacağını düşünüp onlara 1'er lira verir ve 2 lirayı cebine atar. Şimdi müşteri radyoyu 27 liraya almş oldu. Elemanda 2 lirayı cebe attı. Ortada 29 lira dönen bir para var.
PEKİ BU HESABA GÖRE 1 LİRA NEREYE GİTTİ?
PARADOKS...

14 Şubat 2013 Perşembe

İŞTE SİZE HAYATINIZIN SORUSU!

Diyelim ki adamın birine hiç beklemediği bir anda 100.000.000 TL miras kalıyor. Şimdi size çok basit bir soru soracağım.
 BU ADAMIN YERİNDE OLMAK İSTER MİYDİNİZ?
Büyük çoğunluğun bu soruya ''TABİİ Kİ, KİM İSTEMEZ!'' diye cevap vereceğine eminim.
Peki size bu adamın kör ve sağır olduğunu söylersem...
Cevabınız hala EVET Mİ?
İşte dostlarım sahip olduğunuz değerler aslında paha biçilmez, değil mi?
Fakat hangimiz bu değerlerin gerçekten an ve an FARKINDAYIZ?



11 Şubat 2013 Pazartesi

CAPCANLI YAŞAMAK!

Yaşamak kendi varlığını tüm duyularınla hissetmek, varolduğunu bilmektir. Bu farkındalığa varmak için deneyimden daha fazlasına  yani bilinç alt yapısının tüm yaşama karşıt anlam taşıyan dualitelerin farkında olması  gerekir. Yaşamı an ve an capcanlı bir şekilde deneyimlemek için erteleme huyundan kesinlikle  vazgeçmek ve içinde bulunduğun anın idrakinde OLMAK lazımdır. Hiç bir yapılması gerekeni sonraya atmayın. Sonra denen şey sadece olmayacak olan şeyin geçici olarak sizin duygularınızı rahatlatmaya yarayan bir illüzyondur. Capcanlı olun. Sevdiklerinizi ihmal etmeyin. İnanın bana sevdiklerinize ve kendinize ayırabileceğiniz o kadar çok vakit var ki bunun idrakinde olsanız aklınız şaşar.
Siz YAŞAMSINIZ!
Siz varolan enerjinin kaynağısınız!
Siz tek GERÇEKSİNİZ!
Siz tüm dualitelerin tek anlamısınız!
Siz maddenin içinde ki BOŞLUK, boşluğun içinde ki KÜTLESİNİZ!
Öyleyse neden CAPCANLI yaşamayalım???

8 Şubat 2013 Cuma

EVET HAKLISINIZ ZAMAN GERÇEKTEN HIZLANDI!

Her birimiz zamanın eskiye nazaran hızlandığı konusunda konuşup duruyoruz. Bunun sadece geçen zamanın bizde yarattığı yanlış algı olduğunu zannediyoruz. Çünkü realitede bir  günü hala 24 saat yaşıyoruz değil mi? Evet bir gün hala 24 saat fakat dünyanın çekirdeğinin dönüş hızı bir diğer deyişle rezonansı 7.4 hertz (devir/sn) hızdan 12Hz. hıza ulaşmış durumdadır. Yani daha basit anlaşılması açısından yaşadığımız bir gün 24 saati 16 saat olarak hissediyoruz. Dünyanın içinde bulunduğu  frekans titreşimi arttıkça diğer frekans titreşimleri arasında daha büyük genliklerde salınma eğilimi oluşmaya başlar. Bu dünyanın rezonans artışı diğer bir ifadeyle nabız atışıdır.
Gel gelelim bu değişimleri bir çok bilim insanları sahip oldukları düşünce yapısı içinde değerlendirdikleri için aynı 21 ARALIK olayında olduğu gibi yanlış değerlendirmelerde bulunuyorlar. Bu zaman hızlanması dünyanın ters yönde harekete geçeceği anlamına gelmez.
Neden biliyor musunuz ?
Çünkü  hepimiz farklı frekansta bulunmuş  olacağız. İşte biliminsanları bir türlü bunu anlayamıyorlar.
Farklı frekansta farklı sonuçlar oluşur. İçinde bulunduğumuz düşünce sisteminin öngördüğü sonuçlar farklı frekanslardaki düşünce biçimimiz ile aynı olması beklenemez. O sonuçlar o frekans boyutunda geçerlidir.
EMİNİM Kİ GÜNÜN BİRİNDE BENİ ANLAYACAKLAR... NOT: BİREYSEL SEANSLARIMDA UYGULADIĞIM 7 MUCİZEVİ THETA BİLİNÇALTI TEKNİKLERİNE SAHİP OLMAK İSTERSENİZ BLOG BAŞLIĞINI İNCELEYİN. (TEKNİKLER+Kitap1 "UYUM MUCİZESİ"+Kitap2 "YAŞADIĞINIZI MI SANIYORSUNUZ?)

5 Şubat 2013 Salı

SIFIR ENTROPİ -CENNET!

Entropi ilk bakışta düzensizlik anlamına gelen bir kelime gibi gözükür fakat maddenin düzensizliğe olan eğiliminin artışıyla artan bir niceliktir. Diğer bir deyişle düzensizliğe doğru çekilen maddenin yapısınında değişimidir. Mesela kullandığımız araçların gün geçtikçe yıpranması bu aracın entropisinin artması olarak yorumlanabilir. İçinde varolduğumuz oluşumun ilk anından beri tüm varoluş bir düzensizliğe doğru akış içindedir ve bu tüm varoluşun entropisininde an ve an artmasıdır. Maddenin en küçük parçası olan atomun parçalanarak yayılması ne zaman sona erdiğinde bu oluşum tekrar özüne dönecek yani düzensizlikten tekrar düzene doğru bir akış söz konusu olacak. İşte bu genişlemenin dualitesinde  maddenin entropisinin de azalarak SIFIR NOKTAYA dönüşü olduğunda CENNET deneyimlenecek. Bu büzülme atomun en küçük parçacığının neredeyse bezelye büyüklüğündeki ölçüye kadar indirgendiğinde tüm varoluş onun içinde vuku bulacak. İŞTE BUNDAN DOLAYI AYRILIK SADECE BİR İLLÜZYONDUR. HER VAROLUŞ OLUŞUMUN BİR PARÇASI VE HER BİRİ BİRBİRİNE BAĞLIDIR.

3 Şubat 2013 Pazar

HEM DÜZENSİZLİK HEM MÜKEMMELLİK BU NASIL BİR PARADOKS?

Evet tüm varoluş mükemmelliğe doğru bir serüvense nasıl oluyor da varoluşun oluşumları bunun tam tersi düzensizliğe eğilim içinde bulunuyorlar. İşte size evrensel bir çelişki daha!
Şimdi size kendimizden bir örnek vermek gerekirse aynı hedefe yokuş yukarı mı yoksa yokuş aşağı mı koşarak varmak istersiniz? Cevabı tabii ki en az enerji isteyen yol olacaktır. Varoluşun tüm oluşumları en az enerjiyle düzensizliğe doğru eğilim içindedirler. Peki bu düzensizliği kontrol altına almazsanız sonucun ne olabileceğini söylememe gerek yok sanırım. Buraya kadar hemfikir olmamız gerekir diye düşünüyorum. Çünkü ne kadar baskı altında tutulursak o kadar özgür olmaya çalışırız ya işte burada düzensizliğe doğru eğilim başlar. Bunun yanında evde çocuklar etrafı dağıtmaya başladığı anda ise onları hemen kontrol altına almaya çalışırız. Aksi taktirde sürekli artan düzensizliğe tahammül etmek zorunda kalacağımızı biliriz. Şimdi biraz görüş alanımızı genişletip şöyle bir gezegenlere ve galaksilere göz atalım. Varoluş başladığından beri düzensizliğe doğru bir dağılma söz konusu olurken bu düzeni KİM KONTROL EDİYOR?
Evet size soruyorum?
Evde yaramaz çocukları kontrol altına almak bile bazen zorlaşırken ŞU KOSKOCA SONSUZ EVRENİ KİM BU  KADAR MÜKEMMEL İDARE EDİYOR?

KİM OLUŞABİLECEK SONSUZ KAOS ORTAMINI KONTROL ALTINDA TUTUYOR?
ÖYLEYSE SİZE TEKRAR SORUYORUM YARATICININ VARLIĞINDAN HİÇ ŞÜPHE DUYULABİLİR Mİ?